Pırıl pırıl pekiştirme mi ?

Bahar

New member
[Pırıl Pırıl Pekiştirme Mi? Bir Kadın ve Erkek Bakış Açısı Üzerine Eleştirel Bir Analiz]

Bazen gözlerimin önüne gelen bir tabloyu paylaşmak istiyorum. Bir arkadaşım bana, "Hayatını hep pırıl pırıl tutmalı, her şey mükemmel olmalı!" dediğinde, bu fikir beni bir yandan güldürüyor, bir yandan da endişelendiriyor. Çünkü insan, bir şeyi mükemmel yapmaya çabalarken bir noktada, içinde bulunduğu anın değerini kaçırabilir. Gerçekten her şeyin pırıl pırıl olması mı gerekiyor, yoksa bazen belirsizlikler, kusurlar ve eksiklikler hayatı daha anlamlı kılabilir mi? Bu soruyu sorarken, sadece kişisel bir bakış açısını paylaşmak istemiyorum; aynı zamanda bu tür ideallerin toplumsal yansımalarını, cinsiyet temelli bakış açılarını ve günümüz dünyasında ne kadar geçerli olduklarını da tartışmak istiyorum.

[Toplumda "Pırıl Pırıl" Olma İdeali ve Etkileri]

Son yıllarda, özellikle sosyal medya sayesinde mükemmellik giderek daha fazla ön plana çıkmakta. "Pırıl pırıl" olmak, sadece fiziksel temizlikten, estetik bir görüntüden veya düzenli bir hayat tarzından ibaret değil; aynı zamanda bir kişinin sosyal statüsünü, başarılarını ve genel olarak yaşam tarzını sergileyen bir sembol haline gelmiş durumda. Ancak bu mükemmeliyetçi bakış açısı, kişileri fazlasıyla baskı altına sokabilir.

Sosyal medya fenomenlerinin yaşamlarına bakıldığında, çoğu zaman sadece "iyi" olan anlar paylaşılıyor. Ancak gerçekte, bu tür paylaşımlar insanların yaşadığı stres, sıkıntı ve zorlukların gizlenmesine yol açabiliyor. Çoğu zaman, bu "pırıl pırıl" yaşam tarzı gerçeği yansıtmaz, hatta kişisel sağlığı olumsuz etkileyebilecek bir ideal haline gelebilir. Harvard Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada, sosyal medya kullanımının anksiyete ve depresyon gibi ruhsal rahatsızlıklara yol açabileceği ortaya çıkmıştır (Twenge et al., 2017).

[Erkek ve Kadın Yaklaşımlarındaki Farklılıklar]

Peki, bu "pırıl pırıl" olma ideali toplumda nasıl bir dağılım gösteriyor? Erkeklerin ve kadınların bu ideali farklı şekillerde algılayıp yansıttığını gözlemleyebiliriz. Erkekler, genellikle toplumsal olarak daha stratejik, çözüm odaklı bir yaklaşımı benimserken; kadınlar daha empatik ve ilişkisel bir bakış açısına sahip olma eğilimindedirler. Bu iki yaklaşım arasındaki fark, bazen "mükemmeliyetçilik" kavramını nasıl ele aldıklarını da etkileyebilir.

Erkeklerin çoğu, toplumun onları "başarı" ile tanımladığı bir ortamda, başarıyı dışsal göstergelerle ölçmeye eğilimlidir. Bu da, onların "pırıl pırıl" bir yaşam sürmelerine olan talebi artırır. "Başarı" sadece iş yerinde değil, aynı zamanda fiziksel görünüme, ilişkilere ve sosyal çevreye de yansır. Çoğu zaman bu baskı, erkekleri baskı altında hissettirir ve içsel dünyalarını gizlemelerine yol açar.

Kadınlar ise, toplumda daha çok empati ve ilişkiler üzerinden değerlendirildikleri için "pırıl pırıl" bir yaşam anlayışları genellikle çevrelerindeki bireylerin mutluluğu ve huzuruyla ilişkili olur. Kadınlar, bazen bu ideale ulaşmak için kendilerini göz ardı edebilir, başkalarının ihtiyaçlarına odaklanabilirler. Ancak, bu durumda da kişisel bir kimlik bunalımı yaşanabilir, çünkü birey olarak kimlikleri genellikle dışsal faktörler üzerinden tanımlanır.

Bu noktada cinsiyetler arası farkları göz önünde bulundururken, her bireyin yaşamının kendi bağlamında değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Erkekler ve kadınlar arasında genellemeler yapmak, çok çeşitli farklı bireysel deneyimleri göz ardı edebilir. Örneğin, bir kadın sosyal medya üzerinden mükemmel bir yaşam sunarken, aynı zamanda bu dünyada bir liderlik pozisyonunda da olabilir. Aynı şekilde, bir erkek de duygusal bağlar kurmayı ve içsel huzuru aramayı tercih edebilir.

[Peki, Gerçekten Pırıl Pırıl Olmak Gerekli Mi?]

Günümüzün hızla değişen dünyasında, "pırıl pırıl" olmak için yapılan baskılar giderek daha güçlü hale geliyor. Ancak, bu ideali gerçekleştirmek ne kadar sürdürülebilir? Pek çok araştırma, mükemmeliyetçi bireylerin daha yüksek stres düzeylerine sahip olduklarını, tükenmişlik yaşadıklarını ve hatta daha düşük yaşam tatminiyle karşı karşıya kaldıklarını göstermektedir. Psikologlar, gerçekçi hedefler koymanın ve kendini kabul etmenin, uzun vadede psikolojik sağlığı artırdığı konusunda hemfikirdirler (Flett & Hewitt, 2002).

Toplumun sürekli olarak bireylerden pırıl pırıl olmalarını istemesi, bazen kişinin kendi kimliğini kaybetmesine neden olabilir. Ancak, mükemmel olmak yerine, hata yapabilen, kusurlu ve değişime açık bir insan olmak da mümkündür. Bu bakış açısı, hem toplumsal olarak daha sağlıklı bir yaklaşımı temsil eder, hem de bireylerin özgürce kendilerini ifade etmelerine olanak tanır.

[Sonuç: Mükemmel Olmak Zorunda Mıyız?]

Sonuç olarak, "pırıl pırıl" bir yaşam ideali, çoğu zaman kişilerin içsel huzurunu ve gerçek kimliklerini bulmalarına engel olabilir. Mükemmeliyetçilik, toplumsal baskılarla şekillenen bir ideal haline gelirken, bireyler üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Erkekler ve kadınlar arasındaki yaklaşımlar farklılıklar gösterse de, bu tür baskılar her bireyi aynı şekilde etkiler.

Bu noktada önemli bir soru şu: Gerçekten mükemmel olmak, hayatı anlamlı kılmak için gerekli midir? Kusurların ve eksikliklerin olduğu bir yaşam da değerli olabilir mi? Mükemmeliyetçi baskılardan kaçınarak, daha sağlıklı ve dengeli bir yaşam tarzı oluşturmak mümkün mü?

Kaynakça

Twenge, J. M., Martin, G. N., & Campbell, W. K. (2017). "Trends in US Adolescents' Media Use, 1976–2016: The Rise of Social Media, the Decline of Print Media, and the Shift to Digital Media." *Psychology of Popular Media Culture.

Flett, G. L., & Hewitt, P. L. (2002). "Perfectionism and maladjustment: An overview of theoretical, definitional, and treatment issues." *Counselling Psychologist, 30(3), 516-547.